İçeriğe geç

Doğuştan körlük ne anlama gelir ?

Sevgili Bayramlarmobilya ziyaretçileri, bugün “Doğuştan körlük ne anlama gelir” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.

Doğuştan Körlük Ne Anlama Gelir? Hayata Başka Bir Pencereden Bakmak

Çocukluğumdan Kalan Bir Defter Sayfası

Kayseri’de, kışın soğuğunun insanın yüzünü keser gibi hissettirdiği bir akşamda eski günlüklerimi karıştırıyordum. 25 yaşındayım ve yıllardır yaşadığım her önemli anı birkaç cümleyle de olsa defterlerime yazıyorum. Bazen bir günün sevincini, bazen içimde büyüyen bir korkuyu, bazen de kimseye anlatamadığım hayal kırıklıklarını…

O gece elime geçen eski bir defterin arasında çocukluk fotoğraflarımın yanında yazdığım bir cümle dikkatimi çekti:

“Bazı insanlar dünyayı gözleriyle değil, kalpleriyle tanır.”

Bu cümleyi yıllar önce neden yazdığımı hatırlamaya çalışırken aklıma üniversite yıllarında tanıştığım arkadaşım Emre geldi. Onunla tanıştığım gün, aslında hayata bakışımın değiştiği gündü.

Emre doğuştan kördü.

İlk duyduğumda bu durumu anlamakta zorlanmıştım. Çünkü benim için görmek; yürümek, bir insanın yüzünü tanımak, gökyüzüne bakmak, sevdiğim bir manzarayı izlemek demekti. Gözlerimi kapattığımda birkaç saniye sonra bile rahatsız olur, yeniden açmak isterdim.

Ama Emre bana doğuştan körlüğün sadece gözlerin görmemesi olmadığını öğretti.

Doğuştan Körlük Ne Anlama Gelir?

Doğuştan körlük, bir kişinin doğduğu andan itibaren görme yetisinin hiç olmaması ya da çok ciddi derecede sınırlı olması anlamına gelir. Bazı insanlar doğuştan görme duyusuna sahip değildir, bazıları ise dünyaya çok az görerek gelir. Bunun nedenleri genetik faktörler, doğum öncesinde yaşanan bazı sağlık sorunları veya göz gelişimiyle ilgili durumlar olabilir.

Fakat benim Emre’den öğrendiğim en önemli şey şuydu: Doğuştan körlük, bir insanın hayallerinin, duygularının veya yaşam sevincinin eksik olduğu anlamına gelmez.

Bunu anlamam kolay olmadı.

İlk zamanlarda farkında olmadan ona acıyarak bakıyordum. Bunu kendime itiraf etmek bile beni üzmüştü. Çünkü aslında onun ihtiyacı olan şey acınmak değil, anlaşılmaktı.

Bir gün Kayseri’de bir kafede otururken ona bunu sordum:

“Hiç görmeyi çok istediğin bir şey var mı?”

Bir süre sessiz kaldı. Sonra gülümsedi.

“Var,” dedi. “Ama sandığın gibi değil. İnsanların düşündüğü gibi renkleri görmek istemiyorum. Daha çok, insanların bir manzaraya bakarken neden sustuklarını anlamak istiyorum.”

O an içimde garip bir duygu oluştu. Hem utandım hem de hayran kaldım. Çünkü ben her gün gördüğüm şeylerin değerini fark etmiyordum.

Bir Günlük Sayfasında Saklı Kalan Duygular

O akşam eve döndüğümde günlüğüme uzun uzun yazdım.

“Bugün bir insanın gözleriyle değil, ruhuyla dünyayı algılayabileceğini öğrendim.”

Duygularımı saklamayı pek beceremem. Mutluysam belli ederim, kırıldıysam içime kapanırım, heyecanlandıysam bunu hemen anlatırım. O yüzden Emre ile geçirdiğim zamanlarda hissettiklerimi de olduğu gibi yazdım.

Bazen hayal kırıklığı yaşadım.

Çünkü toplum olarak görme engelli bireylere karşı ne kadar yanlış düşündüğümüzü fark ettim. İnsanların Emre’ye sürekli “Yazık, çok zor” demesi beni rahatsız ediyordu. Çünkü Emre’nin hayatı sadece yaşadığı zorluklardan ibaret değildi.

Onun da hayalleri vardı.

Onun da sevdiği şarkılar, kızdığı insanlar, yapmak istediği işler ve ulaşmak istediği hedefler vardı.

Bazen de büyük bir heyecan hissettim.

Çünkü onun olaylara yaklaşımı bana yeni bir dünyanın kapısını açıyordu. Ben bir sokağın güzelliğini binaların görüntüsüyle değerlendirirken, o aynı sokağı insanların sesleri, ayak sesleri ve kokularıyla tanıyordu.

Küçük Bir Yürüyüş, Büyük Bir Ders

Bir sonbahar günü Kayseri’de birlikte yürüyüşe çıktık. Hava serindi, ağaçlardan düşen yaprakların sesi kaldırımlarda duyuluyordu.

Ben farkında olmadan hızlı yürüyordum. Birkaç adım sonra durup onun geride kaldığını fark ettim.

“Özür dilerim,” dedim.

Emre güldü.

“Neden özür diliyorsun?”

“Bilmiyorum. Sana ayak uyduramadım.”

Başını salladı.

“Asıl sen benim dünyama ayak uyduramıyorsun.”

Bu söz beni derinden etkiledi.

Çünkü o güne kadar engelin onun hayatında olduğunu düşünüyordum. Oysa bazen asıl engelin bizim düşüncelerimiz olduğunu fark ettim.

Bir insanın doğuştan kör olması, onun dünyayı eksik yaşadığı anlamına gelmiyordu. Belki de bizler, sadece gözlerimizle gördüğümüz şeylere fazla anlam yüklüyorduk.

Görmeden Görmeyi Öğrenmek

Emre bana bir gün çocukluğundan bahsetti.

Küçükken insanların ona sürekli ne yapamayacağını söylediğini anlattı. “Bunu yapamazsın”, “Bunu tek başına başaramazsın” gibi cümleleri çok duyduğunu söyledi.

Bunu duyunca içim acıdı.

Çünkü bir insanın önündeki en büyük duvar bazen yaşadığı durum değil, çevresinden aldığı olumsuz mesajlar olabiliyor.

Ama Emre pes etmemişti.

Kendi yolunu bulmuştu.

Teknolojiyi kullanmayı öğrenmiş, eğitimine devam etmiş ve kendi ayakları üzerinde durmayı başarmıştı. Onun hayat hikâyesi bana umudun nasıl bir şey olduğunu gösterdi.

Ben bazen küçük sorunlarda bile kendimi çaresiz hissederken, o hayatla mücadele etmeyi öğrenmişti.

Bu bana hem güç verdi hem de kendimi sorgulamama neden oldu.

Doğuştan Körlük Bir Son Değil, Farklı Bir Başlangıçtır

Bugün geriye dönüp baktığımda doğuştan körlük hakkında düşündüklerimin ne kadar değiştiğini görüyorum.

Eskiden doğuştan körlüğü sadece görme kaybı olarak düşünürdüm. Şimdi ise bunun bir insanın hayat yolculuğunun sadece bir parçası olduğunu biliyorum.

Her insanın farklı bir hikâyesi vardır.

Kimi hayatına sağlık sorunlarıyla başlar, kimi maddi zorluklarla mücadele eder, kimi görünmeyen yaralar taşır. Ama hiçbir insan sadece yaşadığı bir durumdan ibaret değildir.

Emre bana bunu öğretti.

Onun hayatında karanlık değil, farklı bir ışık vardı.

Defterime Yazdığım Son Cümle

Bu yazıyı yazarken yine eski günlüğümü açtım. Yıllar önce yazdığım o cümlenin altına bugün yeni bir cümle ekledim:

“İnsan bazen gözlerini açarak değil, kalbini açarak görmeye başlar.”

Doğuştan körlük ne anlama gelir sorusunun cevabı sadece tıbbi bir açıklamadan ibaret değildir. Bu durum; farklı bir yaşam deneyimi, farklı bir algılama biçimi ve farklı bir mücadele yolculuğu anlamına gelir.

Ben Emre sayesinde bunu öğrendim.

Kayseri’de sıradan bir gün gibi başlayan bir yürüyüş, bana hayatımın en önemli derslerinden birini verdi. Artık biliyorum ki görmek sadece gözlerle yapılan bir şey değil.

Bazen bir insanın sesini dinlemek, yaşadıklarını anlamaya çalışmak ve kalbinden geçenleri hissetmek de görmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort vd.casino
https://www.sohbetforum.com.tr https://yapkuryapi.com.tr https://isiteknikgrup.com.tr Sitemap